facebook

“80. yılımızda 250 milyon avronun üzerinde yatırım yapacağız.”

Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Atalay Gümrah’ın, Anadolu Ajansı ile Şubat 2022’de gerçekleştirdiği röportaj metnidir.

Zorlu bir 2020 yılının ardından 2021 her kesimin dengelenmeye çalıştığı bir yıl oldu. Eczacıbaşı Holding açısından 2021 nasıl geçti? Hedeflerinize ulaştınız mı?
2020 yılı büyük oranda koronavirüs salgınının yarattığı şok, şokun anlaşılması ve salgınla yaşamayı öğrenmekle geçti. 2020 sonundan itibaren aşı çalışmalarının başarıya ulaşması ve aşı uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte 2021 yılına daha hazırlıklı bir şekilde giriş yaptık. 2021’de hızlı bir dengelenme yaşadık ve faaliyetlerimizi yeni normalde daha stabil bir zeminde yeni yetkinlikler kazanarak sürdürdük.
 
Eczacıbaşı Topluluğu olarak çeşitlendirilmiş bir portföy yapısına sahibiz. İhracatımız ve yurt dışı gelirlerimiz, toplam ciromuzun yüzde 60’ından fazlasını oluşturuyor. Türkiye’nin cari açığının düşürülmesine katkı sağlayan bu denge, ekonomik dalgalanmalara karşı dayanıklılığımızı da artırıyor.
 
Salgının talebi artırdığı konut yenileme sektörüne hizmet veren yapı ürünleri ve endüstriyel mineraller iş kollarımızda, stratejik pazarlarımızdan olan Avrupa’da yüksek talebin de etkisiyle olumlu bir yıl geçirdik. Yurt içinde artan konut ve yenileme talebi de bu iş kollarımızı olumlu etkiledi.Buna karşılık ağırlıklı yurt içi pazara hizmet veren tüketim ve sağlık iş kollarımızda artan döviz kurları ile yükselen maliyetler, temizlik ve hijyen talebinin koronavirüs öncesi normal seviyelere dönmesi, koronavirüsün devam eden etkileri nedeniyle turizm ve ev dışı tüketimde talebin düşük kalması, bu iş kollarımızda hedeflenen düzeye ulaşmamızı engelledi.
Bu dinamiklere ek olarak tüm dünyada ve ülkemizde 2021 yılında artan lojistik, enerji ve hammadde maliyetleri ve bunların sonucu olarak yüksek enflasyon önümüzdeki dönem için özellikle maliyetlerin ve fiyatlamanın doğru yönetimi açısından dikkat etmemiz gereken unsurlar olarak öne çıkıyor. Bütünsel baktığımızda Topluluk olarak 2021 yılında ciro ve karlılık hedeflerimize ulaşarak sürdürülebilir başarı grafiğimizi devam ettirdik. Avro bazında satışlarımızda yüzde 10 büyüme yakaladık.

Bu yıl 80’inci yıldönümünüzü kutlayacaksınız. Bu kapsamda sizden kamuoyuna açıklayacağınız, 80’inci yıldönümünüze özel projeler ya da açılımlar görecek miyiz?
Hikayemiz, kurucumuz Dr. Nejat Eczacıbaşı’nın toplumun ihtiyaçlarına eczacılık alanında çözüm bulmak için çıktığı yolda hayalleri ve çabasıyla bundan 80 yıl önce başladı. Bugün geldiğimiz noktada Topluluğumuz, üç kıtada üretim ve 120 ülkeye ihracat yapan, 12 bin arkadaşımızın hayat verdiği global bir organizasyona dönüştü. Topluluğumuz, 80. yılında da sağlıklı bir gelecek için temel iş alanlarında yurt dışında stratejik pazarlarımızda da liderliğe oynayan bir pazar oyuncusu olarak adımlarını güçlendirmeyi sürdürecek.

Eczacıbaşı Topluluğu olarak 2022 yılında farklı iş kollarımızda toplam 250 milyon avronun üzerinde yatırımı hayata geçireceğiz. Bu yatırımlarımız arasında VitrA Karo’da yeni işletmemizin devreye alınması, Seramik Sağlık Gereçleri üretimi için Bozüyük’te beşinci işletmemizin yatırımına başlanması yer alıyor. Temizlik kağıtları tarafında beşinci kâğıt makinesini Manisa’ya kuruyoruz. Yine temizlik kağıtlarında Afrika pazarına girmek için Fas yatırımını devreye alıyoruz. Yurt dışında bir diğer yatırımımız da Rusya’da olacak. Doğal kaynaklar alanında rezerv ve kapasite artışı getirecek yatırımlara devam ediyoruz. Yeni yatırımlarımızla birlikte bu yıl bin 500 kişiyi aşan yeni istihdam sağlayacağız ve böylece toplam çalışan sayımız 13 bin 500’ün üzerine çıkacak.

Son iki yıldır yaşadığımız dönüşüm, bize dijitalleşmenin ne denli önemli olduğunu da gösterdi. Yeni teknolojiye hızla uyum sağlayanlar, bu süreci en hızlı şekilde özümsedi ve çalışmalarını bu yönde geliştirdi. Biz de yeni teknoloji yatırımlarımıza aralıksız devam ederken veriye dayalı karar almayı odağına alan dijital dönüşüm yaklaşımımız ve yapay zeka destekli uygulamalarımızla şimdiden ölçülebilir iş sonuçları elde etmeye başladık. Teknoloji ve dijitalleşme, tüketicilerin tercih ve taleplerini daha iyi anlamamızı sağlıyor, bu sayede değer ve sonuç odaklı inovasyon ile mümkün oluyor.

Ayrıca sürdürülebilirlik konusunda iki alanı radarımızda tutacağız. Bunlardan bir tanesi mevcut kuruluşlarımızın sıfır karbon yolculuğunda ihtiyaç duyacağı teknolojiler, diğeri ise sürdürülebilir yaşam ihtiyacı ve arzusu ile gelişecek ürünler, hizmetler ve iş alanları. Bunların en güzel örneği ise önümüzdeki üç yılda yapacağımız yeni yatırımlar başta olmak üzere toplam 44 Mwh’lik öz kullanım için yenilenebilir enerji yatırımı yapacağız. Yeni yatırımlarımızın tamamını en başından öz kullanım için yenilenebilir enerji kapasitesi yaratacak şekilde planlıyoruz.

Ekonomik yatırımlarımız, toplumsal yatırımlarımızla 80 yıldır eş zamanlı büyüyor. Kültür-sanat alanında kurucu sponsoru olduğumuz Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi İstanbul Modern’in Karaköy'deki eski yerinde inşa edilen ve uluslararası pek çok müze ve sanat kurumunu tasarlayan, Pritzker ödüllü dünyaca ünlü İtalyan mimar Renzo Piano imzasını taşıyan yeni binasının açılışını bu yıl gerçekleştireceğiz.

Kültür-sanatın insanların hayatındaki dönüştürücü gücünden hareketle, ekonomik krizden en fazla etkilenen kırılgan gruplardan biri olan öğrenciler için 75. yılımızda Kültür Sanat Kart projemizi başlatmıştık. Gençlerimizi dinlemeye devam ediyor ve 80. yılımızda bu projeyi daha da büyüterek Eczacıbaşı Genç Bilet Projemizi hayata geçiriyoruz. Eczacıbaşı’nda gençlerin yeri ayrı olmaya hep devam edecek. İKSV’nin yıl boyunca düzenleyeceği festivallerde yer alan tüm öğrenci biletleri Eczacıbaşı Topluluğu desteği ile 10 TL’den satılacak. Toplamda 25.000 biletle gençler, İstanbul’un en önemli sanat festivallerine katılabilecek.
Dr. Nejat F. Eczacıbaşı’nın öncülüğünde kurulan ve o günden bugüne sanatseverleri festivallerle buluşturan, kurucu sponsoru olduğumuz İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın ise 50. yılını kutlayacağız.

Yine kurucusu ve ana sponsoru olduğumuz İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı da bu yıl Uluslararası İzmir Festivali’nin 35. yılını kutluyor. Topluluğumuzun köklerinin bulunduğu İzmir’in kültür-sanat yaşamını besleyen Vakfa desteklerimizi de sürdürüyoruz.

Kovid-19 sonrası sağlık alanında önemli gelişmeler yaşandı. Siz bu alanda fırsatların değerlendirilmesi açısından nasıl konumlandınız? Ürün yelpazenizde nasıl bir farklılaşma oldu?
 Koronavirüs hijyen ve bağışıklık ürünleri ihtiyacını artırdı. Tüketim ve sağlık iş kollarımızda bu alanlara yönelik kapasite ve ürün geliştirme çalışmalarımız oldu, takviye edici gıdaların ürün portföyünü genişlettik, yeni ürünler katarak bu alandaki payımızı yükselttik. Pandemi sürecinin bir uzantısı olarak banyo ürünlerinde temassız ürünler ve çözümler, karo iş alanımızda da hijyenik, virüs-bakteri tutmayan kolay temizlenebilir yüzeylere sahip ürünler geliştirdik. Bu dönemde evden çalışmanın artmasıyla birlikte ev yenileme talebi yapı ürünlerimize olan ilgiyi artırdı. Pandemiyle birlikte e-ticaret hayatımızda çok daha fazla yer almaya başladı. Özellikle nihai tüketiciye satılan ürünlerimizin çoğunlukta olduğu tüketim, sağlık ve banyo iş kollarımızda e-ticaret kanallarında çok daha etkin bir şekilde yer almak için ürün ve dağıtım stratejilerimizi, e-ticaret iş birliklerimizi geliştirdik, geliştirmeye devam ediyoruz.


2022’de sağlık alanında dijital teknolojiler ile yenilikçi ürün geliştirmek açısından farklı aksiyonlar görmeye devam edecek miyiz? Biraz planlarınızdan bahseder misiniz?
Sağlık alanında mevcut işlerimizi büyütme konusunda önceliğimiz, nükleer tıp alanında ar-ge faaliyetlerimizi geliştirerek yurtdışında büyümeye yatırım yapmak. Eczacıbaşı Monrol’ün gelirlerinin büyük bölümü yurt disindan gelmeye basladi. Hedefe yönelik tedavi ürünlerimiz ile birlikte nükleer tıp alanındaki uzmanlığımızı onkolojide tedavi alanına taşıma hedefindeyiz. Ürünlerimizin dunyanın saygın kanser merkezlerinde yenilikçi tedavi yöntemleri için klinik çalışmalarda da kullanıldığını görüyoruz. Teknoloji ve üründe inovasyon ve tedavi alanında gelişen Eczacıbaşı Monrol’ün radarında, yine bu alanda deneyimi olan uluslararası kuruluşlar ile işbirliği yapmak var. Bu iş birliklerimizden doğan ihtiyacı karşılamak için yüksek teknoloji üretim ve Ar&Ge inovasyon merkezimizin açılış hazırlıklarını yapıyoruz.
 
Eczacıbaşı İlaç Pazarlama kuruluşumuzda ise hedefimiz, uluslararası iş ortaklarımız ile başarılı bir şekilde yürüyen operasyonlarımıza devam ederken, portföyümüzde kendi geliştirdiğimiz ürünlerimizin payını artırmak. Bu yönde ilerlememizi hızlandıracak girişimler işbirliğimizi her geçen gün artırıyoruz.
 
Sağlıkta dijital dönüşüm de yine radarımızda olan bir alan, önümüzdeki dönem için, dijital sağlığa dair hizmet alanı alternatiflerimizi ve olası partnerlerimizi değerlendiriyoruz.
 
Türkiye'de faiz ortamı faaliyetlerinizi nasıl etkiledi? 2022’de ne kadarlık bir yatırım, üretim ve istihdam hedefiniz var?
Ucuz ve uzun dönemli finansman kaynaklarına ulaşım gerek bireylerin gerekse kurumların yatırım cesaretini artırır. Örneğin konut kredileri ucuzlayınca ve vadeler 5-10 yıllara uzayınca konut talebinde yukarıya ivmeyi izliyoruzFaiz oranı ekonomik konjonktürü etkileyen birçok parametreden yalnızca bir tanesi. Yatırımlar açısından baktığımızda önemli olan faiz oranından önce, yatırımların geri dönüşünün, fizibiltesinin sağlıklı olması, yatırım ortamının huzuru ve izinlerin hızı da en az faizler kadar önemli. Yatırım kararlarımızı verirken, önce yatırım alanındaki yetkinliklerimize, rekabetçi gücümüze ve o sektörün geleceğine bakıyoruz, eğer bu noktalarda fırsat görürsek yatırımı nasıl fonlayacağız aşamasında faiz oranı devreye giriyor.
 
2022 yılında da planlarımıza koyduğumuz yaklaşık 250 milyon avroluk (yaklaşık 4 milyar TL) yeni yatırımımız olacak, bu yatırımlar tamamlanıp devreye girince 1500 civarında yeni istihdam sağlayacağız. Tam kapasiteye ulaştığında, bu yatırımların da katkısıyla, ciromuzu yılda 150 milyon avrodan daha fazla artıracağız. Yatırımlarımızın finansmanında da özkaynak ve kredi kullanımını bilanço dengeleri çerçevesinde planlıyoruz.

Kurdaki değişimin, ciro ve faaliyetlerinize yansıması nasıl oldu? Döviz riskini nasıl yönetiyorsunuz?
Kurlardaki gelişmeler uluslararası iş yapan tüm sanayiciler gibi bizleri de doğrudan etkiliyor.  İhracatçı olduğumuz sektörlerde kurun hızla arttığı ilk dönem olumlu etkileniyoruz, ancak zaman içinde enflasyon ve maliyet artışı ile bu olumluluk dengeleniyor. İthalata dayalı işerimizde ise kurdaki artışın olumsuz etkisini çok hızlı görüyoruz. Özellikle sağlık ve tüketim ürünlerinde 2021 yılında bu olumsuzlukları yaşadık.  Döviz kurlarındaki oynaklık hem ihracat hem de ithalat açısından gelir, maliyet ve karlılık kalemlerimizi etkilediği için, daha dengeli ve öngörülebilir bir bantta hareket eden bir kur, esas faaliyetlerimize odaklanmamıza izin verecektir.
 
Kurlardaki hızlı ve yüksek değişimlerin bir önemli etkisi de ürün fiyatlandırmasında oluşan belirsizlik. Üretim maliyetlerinin, yerine koyma maliyetlerinin tahmin edilememesi tüm üreticileri temkinli davranmaya itiyor. Etkin bilanço ve pozisyon yönetimi ile bütünsel risklerimizi dengelerken, yatırım projelerinin fonlama ihtiyacını kendi nakit akışı ile karşılamasını, nakit açığının olduğu ilk yıllarda ise dengelenmiş bir özsermaye-kredi yapısı ile karşılıyoruz.  Döviz geliri olmayan işlerimizde döviz cinsinden borçlanmıyoruz.

Türkiye ekonomisine ilişkin genel bir değerlendirme alabilir miyiz? Gelecek dönem açısından risk ve fırsatlar nedir?
Türkiye, uluslararası ticarete entegre olmuş, dinamik ve gelişen bir ekonomiye sahip. Bu entegrasyon ihracat açısından değerli fırsatlar sunduğu gibi, dış ticarette yaşanacak dalgalanmaların olumsuz etkilerine karşı da ekonomimizi açık hale getiriyor. Bu açıdan dünya ekonomisinin seyrine baktığımızda tedirgin bir toparlanma görüyoruz. Uzmanlar sıkılaştırma ve faiz artışlarının bu durumu izlemeye devam edeceğini söylüyor. Dış borçlanma maliyeti, özellikle risk primi yüksek ülke ve şirketler için artıyor. Diğer taraftan navlun, enerji ve emtia fiyatları artıyor. Lojistik zincirde ise aksamalar var.
 
Bu ortamda belirsizliklere karşı risklerimizi etkin yönetmemiz gerekiyor. Ekonomide başlıca risklerimiz enflasyon, ticarette yavaşlama, kur ve diğer ekonomik etkenlerdeki belirsizlikler olarak görünüyor. 2022 bütçelerini yaparken sanırım hepimizi en çok yoran kalemler kur öngörüleri, enerji ve hammadde fiyatlarındaki artış, lojistik kısıtları ve artan lojistik maliyetleri, artan işçilik maliyetleri ve bunların yıl içinde nasıl gelişeceğini öngörmek oldu. 
 
Gerek sanayi ve enerji gerekse para politikaları uygulamalarıyla Türkiye’nin ihracat potansiyelinin etkin bir şekilde değerlendirilmesini önemsiyoruz. Bununla birlikte, iş insanları açısından en önemli konuların başında kurlarda öngörülebilirlik geliyor. İthal hammadde ve ara maddeye bağımlı sektörler için aşırı kur oynaklıkları gerek iç gerek dış piyasalarda fiyat belirlemede ciddi zorluklar yaratıyor. Enerji ve diğer girdilerdeki tedarik süreçlerimizin etkin yönetilmesinin önemi her geçen gün artıyor. Aynı şey insan kaynağımız için de geçerli… Genç, çalışkan ve iyi yetişmiş insan kaynağımız ülkemizin en büyük rekabet gücünü oluşturuyor. Sanayi başta olmak üzere her alanda yatırımların artırılması ve Türkiye’ye doğrudan yurt dışı yatırımların gelmesinde makroekonomik istikrarın korunması da büyük değer taşıyor.
 
Türkiye’nin alt yapısı da sanayisi de son derece güçlü. Pandemi sonrası oluşan ve çeşitlenen fırsatlar için çok iyi bir konumdayız. Dünya ticaretinden çok daha büyük pay alabiliriz. Son iki yılda yaşadığımız deneyim de bize bunu söylüyor. Yaklaşık iki yıldır devam eden küresel salgına rağmen Türkiye’nin ihracatçıları oldukça başarılı bir sınav verdi. Cumhuriyet tarihinde ilk kez aylık bazda 20 milyar dolar eşiği aşıldı. Türkiye’nin ihracat ile büyüme eğilimini bu yıl da sürdürmesini bekliyoruz. En büyük ihraç pazarımız Avrupa Birliği yeni, yeşil ve daha dijital bir pazar inşa ediyor. AB’nin yeşil ve dijital dönüşümünün parçası olmak için daha hızlı adımlar atmamız gerektiğini görüyoruz. Türkiye, uzun dönemde güçlü altyapısı, genç nüfusu ve gerek sanayi gerekse servis sektöründeki deneyim ve potansiyeli yüksek bir ülke… Belirsizliklere rağmen, orta ve uzun vadeli bakış açımızı yitirmememiz gerektiğine inanıyorum. Ekonomik dalgalanmalar, belirsizlikler ve karşılaşılan türlü güçlüklerin bitmesini bekleyerek ilerleyemeyiz. Her şeye rağmen ana iş kollarımızda yurt içinde ve dışında yatırım yapmaya, istihdam yaratmaya ve işimizi büyütmeye devam ediyoruz.
 
Artık ülkelerin ve şirketlerin öncelikleri arasında sürdürülebilirlik çalışmaları yer alıyor. Sizin bu alanda neler yaptığınızdan ve hedeflerinizden bahseder misiniz?
 Sürdürülebilirlik alanındaki gelişmeler, düşük karbonlu ekonomiye geçiş çabalarının yeni iş kollarını harekete geçireceğini, değişen tüketici alışkanlıklarının önümüzdeki dönemi şekillendireceğini gösteriyor. Kurumların başarısının sadece yarattıkları ekonomik değer ile ölçülmediği bir dönemde yaşıyoruz. Paydaşlarımız yarattığımız ekonomik değeri nasıl yarattığımızı da bilmek istiyor. Kaynakları verimli kullanıyor muyuz, sebep olduğumuz dışsallıkları azaltmak ve yok etmek için neler yapıyoruz, çalışanlarımız, iş ortaklarımız, müşterilerimiz ve yerküreyi paylaştığımız tüm canlılar için ne tür kaygılara ortak oluyoruz? Bu soruların hem kurumlarımızın hem de bizlerin varlık nedeni olduğunu düşünüyorum.
 
2006’da UN Global Compact’i imzalayıp sürdürülebilirlik çalışmalarımıza hız kazandırdığımız dönemde, önceliğimiz çalışanlarımız ve üretim tesislerimizdi. Ancak bugün ulaştığımız noktada, iş ortaklarımızı da sürece daha fazla dahil ettiğimiz daha kapsayıcı bir takip ve hedefleme sistemine geçiyoruz.
 
Topluluğumuzda sürdürülebilirlik anlayışımız oldukça yalın. Bu alanda performansımızı artıracak teknolojiler erişilebilirse, süreçlerimize dahil ediyoruz. Yatırım gerektiriyor ise planlıyor, belirli bir takvim ile gerçekleştiriyoruz. İhtiyaç duyulan bir teknoloji yoksa ya da yeterli seviye değil ise inovasyon ve iş birlikleri ile daha büyük bir çabanın parçası olmaya çalışıyoruz. İki alanı özellikle önceliklendiriyoruz. Bunlardan bir tanesi mevcut kuruluşlarımızın düşük karbonlu ekonomiye geçiş yolculuğunda ihtiyaç duyacağı teknolojileri daha geniş ölçekte yapacak işler… Diğeri ise sürdürülebilir yaşam ihtiyacı ve arzusu ile gelişecek iş alanlarında etkin olmak. Yaşam ve tüketim alışkanlıkları değişmeden iklim değişikliğine karşı atılan adımların yetersiz olacağını görüyoruz.
 
Her iş kolumuz için farklı önceliklerimiz var. Ancak bu önceliklerin kesişim noktası enerji. Enerji, yapı ve tüketim ürünleri ile doğal kaynaklarda en önemli hammaddemiz. Ardından su geliyor. Kaynakların etkin kullanımı ve döngüsel ekonomi de bu denklemin önemli bir parçası… Öz kullanım için yenilenebilir enerji ile kaynak kullanımında verimlilik sağlayacak yatırımları arttırıyoruz. 2022-2023 döneminde öz kullanımımız için 44 MW yenilenebilir enerji yatırımı yapacağız; bu kurulu güçle, Topluluğun bugün itibariyle toplam elektrik tüketiminin yaklaşık %15’inin karşılanacağını söyleyebiliriz. Yenilenebilir enerjinin yanı sıra, Topluluk kuruluşlarımızda su tüketimini azaltmak üzere atık suyun yeniden kullanımını artırmayı hedefliyoruz. Suyun yeniden kullanımı ve geri dönüşümü, üretim süreçlerindeki değişiklikler ve daha verimli çalışan ekipmanlara yönelik yatırımlar sayesinde Eczacıbaşı olarak su ayak izimizi kayda değer oranda iyileştirmeyi başardık.
 
Döngüsel ekonomiler yaratmaya yönelik iştahın da artması gerektiğine inanıyoruz. Döngüsel ekonomiye yönelik uygulamalarımızı tasarımdan başlayan bir süreçle ele alırken bir yandan tesislerimizdeki çıktıları yeniden değerlendirme yöntemlerini geliştirirken, diğer yandan endüstriler arası iş birlikleri ile bir endüstrinin çıktısının başka bir endüstriye girdi olmasını sağlayacak yenilikçi, yaratıcı çalışmalar yapıyoruz. Örneğin, seramiklerimizin firelerini çimento sanayinde kullanıyoruz. Temizlik kâğıdı üretiminde, kullanılmış kâğıt verimliliğini artırmaya çalışıyoruz. Kalıntı madde ilavesi ile endüstriyel mineraller için yeni formüller oluşturmaya çabalıyoruz. Tüm bunlar, kıt kaynakları daha verimli kullanmamızı sağlarken, daha az atık üretmemize de katkıda bulunuyor.
 
Sürdürülebilirlik, değer yaratma süreçlerimizin ana unsurlarından biri. Sadece kendi değer zincirlerimiz için değil, aynı zamanda yer kürenin sürdürülebilir geleceği için yenilenmemiz, bir önceki yıldan daha büyük çaba göstermemiz gerektiğini her geçen gün daha çok hissediyoruz.