Teknolojinin hızı ve iş hayatındaki etkisi, kurumları hızla yeni bir öğrenme dönemine taşıyor. Süreçler yeniden tasarlanıyor, karar alma biçimleri değişiyor, iş akışları veriyle besleniyor. Bu tablo, teknik bilgi kadar teknolojiyle birlikte düşünmeyi öğrenen yeni bir çalışma kültürünü de beraberinde getiriyor.
Dünya Ekonomik Forum’un 2025 İşlerin Geleceği Raporu, teknolojik değişim, yeşil dönüşüm ve ekonomik dalgalanmaların iş gücünün yapısını yeniden şekillendirdiğini; yeni rollerin ortaya çıktığını, bazı işlerin hızla dönüşürken bazı becerilerin “temel yetkinlik” hâline geldiğini gösteriyor. Gartner’ın 2025 Future of Work Trends analizleri de benzer bir tablo çiziyor: Şirketler yapay zekâ ve otomasyon yatırımlarını hızlandırırken, çalışanların dijital ve teknoloji becerilerini geliştirmeyi kritik bir öncelik olarak konumluyor. Bu bulgular, dijital dönüşümün etkisinin aslında teknolojinin kendisinden değil, teknolojiyle çalışan insanların düşünme, deneme, veriyle çalışma ve süreçleri yeniden tasarlama kapasitesinden doğduğunu ortaya koyuyor.
Eczacıbaşı Topluluğu’nda İstanbul Teknik Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen Business Technologist Programı, bu küresel eğilimle aynı doğrultuda ilerleyen bir öğrenme alanı sunuyor. Programa katılan çalışanlar 9 hafta boyunca iş ihtiyaçlarına odaklanıyor, süreçlerini gözden geçiriyor ve bu süreçlerde iyileşme yaratabilecek dijital çözümleri deneyimliyor.
Biz de Yaşam Blog için bu dönüşümün farklı perspektiflerini bir araya getirdik.
Eczacıbaşı Topluluğu İnsan Kaynakları Grup Başkanı Evrim Bayam, Eczacıbaşı Holding Bilgi Teknolojileri Projeleri Müdürü Merve Kerse, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Alp Üstündağ ile program katılımcıları Yılmaz Mert Akın ve Berfin Yıldız’la bir araya geldik.
Dünya Ekonomik Forumu gibi kurumların 2025 öngörüleri, iş gücünün teknolojiyle yeniden şekillendiğini gösteriyor. Bu dönüşümü siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün yaşadığımız dönüşümü yalnızca bir “teknoloji dönüşümü” olarak tanımlamak aslında eksik kalıyor. Biz daha çok bir düşünme biçimi/zihniyet/bakış açısı dönüşümünden geçiyoruz.
Dünya Ekonomik Forumu ve benzeri araştırmaların da ortaya koyduğu gibi, artık mesele yeni teknolojilere erişmekten çok, bu teknolojilerle nasıl düşündüğümüz, nasıl karar verdiğimiz ve nasıl değer yarattığımız.
Geçmişte teknoloji çoğu zaman belirli uzmanlık alanlarının konusu olarak konumlanıyordu. Bugün ise üretimden pazarlamaya, insan kaynaklarından finansa kadar herkesin işinin doğal bir parçası haline geliyor. Bu da bize şunu söylüyor:
Artık “teknolojiyi bilen insanlar” değil, işini teknolojiyle birlikte geliştiren, dönüştürenler fark yaratacak.
Ben bu dönüşümü üç temel açıdan değerlendiriyorum:
• Karar alma süreçlerinin hızlanması ve sahaya daha yakın hale gelmesi
• Veriye dayalı düşünme ve değerlendirme yaklaşımının yaygınlaşması
• Problemlerin yalnızca tespit edilmesi değil, çözülmesi
Örneğin sahada çalışan bir ekip arkadaşımız kendi sürecini analiz ederek iyileştirme çözümleri geliştirecek. Bu, Eczacıbaşılı Davranışları arasında yer alan “geliştirir, dönüştürür” yaklaşımı, organizasyonların rekabet gücünü belirleyen önemli bir yetkinlik olarak öne çıkıyor.
Bu noktada bizim için kritik olan şey şu:
Teknoloji ile amaç ve araç ayrımını yapabilmek ve teknolojiyi merkeze koymak değil, insanı teknolojiyle güçlendirmek.
Çünkü teknolojinin kendisi, sürdürülebilir fark yaratmak için tek başına yeterli olmuyor; asıl etki, onu doğru amaçlar için tasarlayan, deneyen, öğrenen ve yeniden şekillendiren insanlarla ortaya çıkıyor.
Kuruluşlar bu dönüşüm sürecinde öğrenme ve gelişim stratejilerini hangi alanlara yoğunlaştırmalı? Eczacıbaşı’nın bu konudaki stratejisi ve yaklaşımı nelerdir?
Bu dönüşüm bize öğrenme tarafında çok net bir mesaj veriyor:
Artık öğrenme, bir “eğitim aktivitesi” değil, işin ayrılmaz bir parçası.
Şirketlerin bu noktada üç alana özellikle odaklanması gerektiğini düşünüyorum:
Birincisi, dijital ve veri okuryazarlığı; hatta dijital vatandaş.
Herkesin veriyle konuşabildiği, veriyi yorumlayabildiği ve karar süreçlerine dahil edebildiği bir yapı kurmak ve gerekli yetkinlikleri her alanda inşa etmek kritik.
İkincisi, problem çözme ve sistematik düşünme becerileri.
Doğru problemi tanımlamak, bugün doğru çözümü bulmaktan daha değerli hale geldi. Doğru problemi, doğru araçlarda çözmek.
Üçüncüsü ise öğrenme çevikliği.
Çünkü artık “bildiklerimiz” değil, ne kadar hızlı öğrenip adapte olabildiğimiz bizi ileri taşıyor. Hatta bazen bildiğimizi unutup, yeniden öğrenmemiz gerekiyor.
Eczacıbaşı’nda bu dönüşümü desteklerken klasik eğitim modellerinin ötesine geçmeye odaklanıyoruz. Öğrenmeyi işin içine taşıyan, gerçek problemler üzerinden yaparak, deneyimleyerek ilerleyen ve somut değer üreten yapılar kuruyoruz.
Bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri de Business Technologist Programı.
Programla çalışma arkadaşlarımızın yeni araçları tanımasının yanı sıra kendi işlerine farklı bir gözle bakmalarını ve öğrendiklerini iş süreçlerine taşımalarını hedefliyoruz.
Çünkü gerçek dönüşüm, bir çalışanın “Bu süreci daha iyi nasıl yapabiliriz?” diye sormasıyla başlıyor.
Programda gördüğümüz en kıymetli değişim de bu oluyor.
İş birimleri, problemleri tarif etmekle yetinmeyip çözümün geliştirilmesinde aktif rol üstlenen yapılara dönüşüyor.
Bunun da aslında bizi daha çevik, daha üretken, daha hızlı öğrenen ve değer yaratan bir organizasyona taşıyacağına inanıyorum. Teknoloji ancak onu anlamlandıran, sahiplenen ve hayata geçiren insanlarla birlikte etki yaratıyor.
Business Technologist Programı Eczacıbaşı’nda hangi ihtiyaçtan doğdu? Programın kurgusu ve hedeflenen dönüşüm nasıl şekillendi?
Öncelikle Business Technologist kimdir sorusuna cevap vererek başlamak isterim. Business Technologist; IT dışında konumlanan ama iş için teknolojiyi kullanarak çözümler üreten çalışanları tanımlanıyor. Dijital çözümlerin büyük bölümünün artık bu profiller tarafından geliştirileceği öngörülüyor. Eczacıbaşı’nda programı tasarlarken bu öngörü bizim için güçlü bir referans noktası oldu. Çünkü iş birimlerimizde süreçleri en iyi bilen, problemleri doğru tarif eden ve teknolojiyle dönüştürmeye istekli çok güçlü bir insan kaynağı var. Business Technologist Programı, bu potansiyeli sistematik bir yetkinliğe dönüştürmek amacıyla 2023 yılında hayata geçti.
Program, Eczacıbaşı Topluluğu iş birimlerindeki tüm çalışma arkadaşlarımız için farkındalık oluşturmaktan başlayıp, gerçek iş problemleri üzerinden çözüm üretmeye uzanan bir yolculuk sunuyor. Programa dahil olmak isteyenlerden beklentilerimiz; gerçek bir iş probleminin olması, bunu çözmeye istekli olması ve teknolojiye merak duyması. Amaç, teknik bilgi kazandırmanın ötesinde; veriye dayalı düşünme, doğru problem tanımı yapma ve yaratılan iş etkisini sahiplenme becerilerini geliştirmek. Hedeflediğimiz dönüşüm ise iş birimlerinden çıkan katma değeri yüksek uygulama örneklerinin artması ve teknolojinin Eczacıbaşı’nda ortak bir iş yapma dili haline gelmesi.
İTÜ’de geçen dokuz haftalık çalışma ve mezuniyet projeleri, Eczacıbaşı’ndaki iş yapış biçimlerine ve problem çözme yaklaşımlarına nasıl yansıyor?
İstanbul Teknik Üniversitesi ile yürüttüğümüz dokuz haftalık modül, programın en dönüştürücü adımlarından biri. Bu süreçte katılımcılar knime, pyhton gibi yalnızca yeni araçlar öğrenmiyor aynı zamanda bir problemi uçtan uca ele almayı, veriye dayalı analiz etmeyi ve çözüm geliştirmeyi deneyimliyor.
Mezuniyet projeleri tamamen Eczacıbaşı kuruluş iş birimlerimizdeki gerçek ihtiyaçlardan seçiliyor. Bu ihtiyaçlar için geliştirdikleri çözümler mezuniyet projesi olarak üst yönetimin katıldığı mezuniyet gününde sunuluyor. Bu deneyim çalışanların bakış açısını köklü biçimde değiştiriyor. Artık problemler “IT’ye iletilen talepler” olmaktan çıkıp, iş birimleri tarafından sahiplenilen ve çözülen inisiyatiflere dönüşüyor. Sonuç olarak karar alma süreçleri hızlanıyor, çözümler daha çevik hale geliyor ve teknoloji Eczacıbaşı’nda günlük iş yapış biçimlerinin doğal bir parçası haline geliyor.
Sanayi–akademi iş birliğinin dönüşüm geçirdiğini görüyoruz. Klasik lisansüstü programların ötesine geçen, daha “terzi usulü” tasarlanan yeni sertifika programları yaklaşımı, öğrenme kurgusu ve içerik açısından üniversitelerdeki geleneksel modellerden hangi yönleriyle ayrışıyor?
Geleneksel lisansüstü programlar çoğunlukla önceden tanımlanmış bir müfredat çerçevesinde ilerler ve teorik derinliği merkeze alır. Terzi usulü tasarlanan sertifika programlarında ise süreç tersine işler. Önce şirketin gerçek iş problemlerini, stratejik önceliklerini ve yetkinlik boşluklarını birlikte analiz ederiz. Ardından içerik bu ihtiyaçlara göre şekillenir.
Bu programlarda katılımcılar soyut vaka çalışmalarından ziyade kendi şirketlerinden gelen gerçek veriler ve gerçek projeler üzerinde çalışır. Öğrenme sınıfta başlayıp iş yerine taşınan, hatta iş içinde devam eden canlı bir sürece dönüşür.
Ayrıca yapay zekâ, veri analitiği ve dijital dönüşüm gibi hızla değişen alanlarda sabit müfredatlar yerine dönemsel olarak güncellenen, sektörel dinamiklere duyarlı modüler yapılar kullanırız. Böylece akademik derinliği korurken çeviklik ve uygulanabilirliği ön plana çıkarırız.
Bu tür programlarda üniversiteler açısından esas değer yaratma alanı sizce nerede ortaya çıkıyor? Bu programlardan elde edilmesi hedeflenen temel kazanımı nasıl tanımlarsınız?
Bu tür programlarda üniversiteler için asıl değer, akademi ile sanayi arasındaki bilgi asimetrisini azaltma noktasında ortaya çıkar. Akademi yeni yöntem ve yaklaşımların üretildiği yerdir; şirketler ise bu bilginin değere dönüştüğü alanlardır. Bu programlar iki taraf arasında yaşayan bir bilgi köprüsü kurar.
Biz akademisyenler sadece bilgi aktarmıyoruz şirketlerin karşılaştığı gerçek problemlerden beslenerek araştırma gündemimizi de zenginleştiriyoruz. Bu karşılıklı etkileşim, her iki taraf için de güçlü bir öğrenme döngüsü yaratıyor.
Temel kazanım ise yalnızca teknik beceri değildir. Asıl dönüşüm, katılımcıların teknolojiyi bir “uzmanlık alanı” olmaktan çıkarıp kendi iş süreçlerine entegre edebilecek bir düşünme biçimi geliştirmeleridir. Biz bunu “business technologist” yaklaşımı olarak tanımlıyoruz: Teknolojiyi anlayan, sorgulayan ve iş problemlerine uygulayabilen profesyoneller yetiştirmek.
Business Technologist Programı’yla şekillenen bu yeni yaklaşım, mezunların deneyimlerinde somutlaşıyor.
Eczacıbaşı Yapı Gereçleri Dijital Üretim Sistemleri Mühendisi Yılmaz Mert Akın ve Eczacıbaşı İlaç Pazarlama Organizasyonel Gelişim Kıdemli Uzmanı Berfin Yıldız sorularımızı yanıtladı.
Programa başlamadan önce teknolojiyle ilişkiniz nasıldı, bugün nasıl tarif ediyorsunuz?
Yılmaz Mert Akın
Programa başlamadan önce de teknolojiyle aktif bir ilişkim vardı. Python ile veri analizi, otomasyon ve görselleştirme çalışmaları yapıyor; iş süreçlerindeki dijital dönüşüm fırsatlarını yakalamaya odaklanıyordum. Özellikle veriyle karar destek mekanizmaları kurma konusunda kendimi güçlü hissediyor, teknolojiyi iş sonuçlarını etkileyen önemli bir güç olarak görüyordum.
Eğitimle birlikte ise bu bakış açısını daha da derinleştirmem gerektiğini fark ettim. Sahip olduğum teknik yetkinlikleri iş ihtiyaçlarıyla daha güçlü biçimde buluşturarak çok daha fazla değer yaratabileceğimi gördüm.
Bugün ise bu perspektifi daha bilinçli ve sistematik şekilde tarif edebiliyorum. Tekrar eden işleri azaltmanın ve süreçleri sadeleştirmenin yaratacağı stratejik etkiyi daha net analiz edebiliyor, teknoloji yatırımlarını iş değeriyle birlikte konumlandırabiliyorum. Program, mevcut yetkinliklerimi farklı disiplinlerin bakış açılarıyla beslememi sağladı. Problemlere yalnızca teknik çözümler üretmek yerine; sürdürülebilir, ölçeklenebilir ve organizasyonel dönüşümü destekleyen yapılar kurma odağıyla yaklaşmayı öğrendim. Artık teknolojiyi, teknik derinlik ile iş etkisini bir arada değerlendiren daha bütüncül bir bakış açısıyla ele alıyorum.
Berfin Yıldız:
Programa başlamadan önce işlerime teknoloji odağında bakmaya önem veriyordum. Özellikle manuel süreçleri nasıl otomatize edebiliriz, operasyonel yükü nasıl azaltabiliriz ve daha verimli bir akış nasıl kurabiliriz gibi sorular üzerinden ilerliyordum. Dijitalleştirme ve otomasyon temel motivasyonumdu.
Program sonrasında bakış açım genişledi. Artık odağım yalnızca manuel süreçleri otomatikleştirmek değil; veriyi doğru şekilde yapılandırmak, anlamlandırmak ve tahminleme modelleriyle geleceğe dönük içgörüler üretmek.
Teknolojiyi de bir verimlilik aracının ötesinde, veriden değer üreten ve karar alma süreçlerini güçlendiren stratejik bir alan olarak ele almaya başladım.
Geliştirdiğiniz projenin çıkış noktasını ve işinizde hangi ihtiyaca karşılık geldiğini anlatır mısınız?
Yılmaz Mert Akın:
Geliştirdiğim projenin çıkış noktası, sırlama hattına gelen ürün adetlerindeki değişkenliğin üretim akışı üzerindeki etkisini daha iyi anlayarak planlama tarafında iyileştirme yapma isteğiydi. Fırın çıkış zamanının ve kalite sonuçlarının öngörülebilirliğini artırmak, operasyonu daha dengeli ve kontrollü yönetebilmek açısından kritik bir fırsat alanı olarak görüyorum.
Buradaki temel motivasyonum, mevcut süreci sorgulayarak planlama ve kaynak kullanımını daha optimize bir yapıya taşımaktı. Özellikle vardiya planlamasının daha öngörülebilir bir zemine oturması için veri temelli bir yaklaşım geliştirmeyi hedefledim.
Bu kapsamda proje, sırlamaya giren ürün adetlerinden yola çıkarak fırın çıkışıyla ilgili tahminleme çalışması üzerinden planlama optimizasyonuna katkı sağlamayı amaçladı. Geliştirme süreci yalnızca modelleme yeteneklerimi ilerletmekle kalmadı; sahada operasyonel iyileştirme fırsatlarının nasıl tespit edilebileceği ve süreç takibinin nasıl daha güçlü hale getirilebileceği konusunda da öngörüler üretmemi sağladı.
Berfin Yıldız:
Projemin ana çıkış noktası, manuel ve yapılandırılmamış veriyi sistematik bir yapıya dönüştürme ihtiyacıydı. Performans iyileştirme süreçlerindeki akışlarımız ve formlarımız büyük ölçüde manueldi; bazı veriler maillerde, bazıları ise fiziksel notlarda veya farklı dosyalarda tutuluyordu. Bu durum hem zaman kaybına hem de veri bütünlüğü sorunlarına yol açıyordu.
Geliştirilen sistemle birlikte tüm süreç dijital bir yapıya taşındı ve veriler konsolide şekilde toplanabilir hale geldi. Böylece yalnızca operasyonel düzen sağlanmadı; aynı zamanda analiz, raporlama ve hatta tahminleme çalışmaları için kullanılabilecek sağlam ve temiz bir veri tabanı oluşturuldu. Bu da sürecin daha ölçülebilir ve sürdürülebilir ilerlemesini mümkün kıldı.
Bu program günlük çalışma biçiminizde, problem çözme yaklaşımınızda veya kendinize güveninizde hangi değişiklikleri yarattı?
Yılmaz Mert Akın:
Bu program, günlük çalışma biçimimde ve problem çözme yaklaşımımda önemli bir farkındalık yarattı. Özellikle tekrarlı işlerin organizasyon içinde ne kadar büyük bir zaman ve enerji tükettiğini daha net gördüm. Daha önce otomasyon projeleri yapıyor olsam da, farklı ekiplerden katılımcıların projelerini görmek ve onlarla çalışmak, dijitalleşme ihtiyacının sahada nasıl somutlaştığını daha iyi anlamamı sağladı. Her ekibin aslında benzer bir problemi olduğunu; manuel, tekrar eden ve katma değeri düşük işlerle zaman kaybettiğini fark ettim.
Bu farkındalık, problem çözerken önceliğimi “Bu işi nasıl daha akıllı ve sürdürülebilir yaparız?” sorusuna kaydırdı. Tekrarlı süreçlerin otomasyonu ve verinin görünür hale getirilmesi konusundaki motivasyonum güçlendi. Kendi iş süreçlerimde geliştirdiğim basit Python uygulamaları ve Power BI dashboard’larıyla daha fazla kişiye dokunabileceğimi gördüm. Bu da bana yalnızca teknik anlamda değil, bilgi paylaşımı konusunda da özgüven kazandırdı ve iç eğitmenlik yapma motivasyonu oluşturdu.
Berfin Yıldız
Bu program günlük çalışma biçimimde ve problem çözme yaklaşımımda belirgin bir dönüşüm yarattı. Programdan önce özellikle low-code development süreçlerinde aktif olarak yer alıyor, uygulamalar geliştirirken veri tabanı kurgularını da tasarlıyordum. İhtiyaca yönelik çalışan sistemler oluşturuyordum ancak yaklaşımım daha çok fonksiyonel olarak doğru çalışan yapıyı kurmaya odaklıydı.
Eğitim sonrasında veriye bakışım daha derin ve analitik hale geldi. Farklı veri tabloları arasındaki ilişkileri daha doğru kurgulayabiliyor, veri akışını baştan sona daha bilinçli tasarlayabiliyorum. Özellikle ölçeklenebilir ve sürdürülebilir veri yapıları kurma konusunda önemli bir farkındalık kazandım. Ayrıca uçtan uca sistem kurgulayabilecek disiplini edinmem, birçok konuda dış danışman ihtiyacını azaltarak daha bağımsız ve güvenli hareket etmemi sağladı.