Son yıllarda hijyen algımız köklü bir değişimden geçiyor. Pandemiyle birlikte temizlik; güven, konfor ve iyi olma hâliyle daha güçlü şekilde ilişkilendirilmeye başladı. Temassız çözümler hızla yaygınlaşırken, günlük alışkanlıklarımız ve yaşam alanlarımız da bu yeni beklentiler doğrultusunda yeniden şekilleniyor.

Farklı coğrafyalardaki alışkanlıklar birbirine yaklaşıyor, kullanıcılar daha kişisel, daha konforlu ve daha bütünsel deneyimler talep ediyor. Bu dönüşümden banyolar da payını alıyor; günün ritmini belirleyen, kişisel yaşam alanlarına dönüşüyor.

Eczacıbaşı Topluluğu’nun inovasyon yaklaşımı, tüm bu gelişmelerle şekilleniyor. VitrA’nın V-Care serisi tasarım, teknoloji ve kullanıcı içgörüsünü bir araya getirerek, yaşam alışkanlıklarımıza yönelik yeni çözümler geliştirmeye odaklanan bu yaklaşımın somut örneklerinden birini oluşturuyor.

Yaşam Blog’un İnovasyon Sohbetleri serisi kapsamında, V-Care’in arkasındaki inovasyon yaklaşımını, fikirden ürüne uzanan geliştirme sürecini ve geleceğin banyo deneyimine dair öngörüleri konuşmak üzere Eczacıbaşı Yapı Gereçleri Ürün Geliştirme Yöneticisi Zülkani Durmuş ve Eczacıbaşı Yapı Gereçleri Ürün Geliştirme Uzman Mühendisi Batuhan Özdemir ile bir araya geldik.

1.  Günümüzde hijyen algısı ve beklentileri, pandeminin de etkisiyle birlikte ciddi şekilde değişti. Siz bu dönüşümü nasıl okuyorsunuz? Kullanıcı davranışlarında en belirgin kırılma noktası ne oldu?

Zülkani Durmuş: Bu konu tüm sektörün son yıllardaki en önemli gündemlerinden biri. Pandemiyle birlikte hijyen algısı köklü biçimde değişti ve kullanıcı beklentileri konfor seviyesinin yanında temel ihtiyaç seviyesine taşındı.

Banyo alışkanlıkları hijyen algısına dair önemli içgörüler sunuyor. Kullanıcıların banyo alanlarında temas edilen yüzeylere karşı hassasiyeti arttı. Bununla birlikte daha kişisel, teknolojik ve kontrol edilebilir hijyen çözümleri öne çıkmaya başladı. Akıllı hijyen çözümlerine olan ilginin hızla yaygınlaşmasının, bu dönüşümün önemli göstergelerinden biri olduğunu düşünüyoruz.

Temassız ürünler özelinde bu dönüşüm, “temassız ve kontrol edilebilir hijyen” ihtiyacını öne çıkardı. Pandemi öncesinde akıllı klozetler daha çok konfor ve prestij unsuru olarak görülürken artık yüzey temasını azaltan ve kişisel hijyeni anlık olarak yönetmeye imkân tanıyan çözümler öncelik haline geldi. En belirgin değişim, hijyenin sadece elde edilen bir sonuç olmaktan çıkıp, kullanıcı tarafından anlık olarak kontrol edilen bir deneyime dönüşmesi oldu. Bu nedenle temassız kullanım, kişiselleştirilebilir ayarlar ve görünmeyen hijyen çözümleri standart beklenti haline geldi. V-Care, sensör teknolojileri ve kullanıcıya kontrol hissi veren yapısıyla bu yeni beklentilere daha güçlü yanıt vererek V-Care’i fonksiyonel bir çözümden kişisel bakım deneyimine taşıyor.

Batuhan Özdemir: “Ürün geliştirme süreçlerinde yalnızca teknik performansa değil, kullanıcı davranışlarını ve günlük rutinleri anlamaya da büyük önem veriyoruz.”

2. Kişisel temizlik alışkanlıkları coğrafyaya göre önemli farklılıklar gösteriyor. Global ölçekte baktığınızda bu farklılıklar ürün geliştirme süreçlerini nasıl etkiliyor?

Batuhan Özdemir: Bana kalırsa en kritik nokta, hijyenin aslında tamamen kültürel bir deneyim olması. Her coğrafya temizliği, konforu ve kişisel bakım rutinlerini farklı şekilde tanımlıyor. Bu da doğal olarak ürün geliştirme süreçlerimizi doğrudan etkiliyor.  Benzer şekilde kullanıcıların hijyen algısı, mahremiyet beklentisi ya da teknolojiye yaklaşımı da ciddi farklılık gösterebiliyor.

Farklı pazarların ihtiyaçlarını karşılamasını beklediğimiz bir ürünü geliştirirken tek bir “doğru kullanım senaryosu” tasarlamak bu anlamda yeterli olmuyor. Ürünlerimizin farklı kültürlere/farklı pazarlara uyum sağlayabilmesi gerekiyor. Bu nedenle biz ürün geliştirme süreçlerinde yalnızca teknik performansa değil, kullanıcı davranışlarını ve günlük rutinleri anlamaya da büyük önem veriyoruz. Örneğin kullanıcılardan aldığımız geri bildirimler, yapmış olduğumuz kullanıcı deneyim testleri bizleri taharet ucu pozisyonu, su sıcaklığı ve su şiddeti gibi özelliklerimizin ayarlarını belirlemede çok yardımcı oldu. Hatta istedik ki, kullanıcılar bu rutinleri dilediğince kullansın, bu sebeple ürünümüzün mobil uygulamasına “Kişisel Yıkama Programları” ismini verdiğimiz özelliğimizi eklemiş olduk. Kullanıcılar 10 adete kadar kendi rutinlerini; farklı fonksiyon süreleriyle, farklı ayarlarla ve birbirine eklenebilir (yıkama ardından kurutma gibi) özelliklerle oluşturup tek tıkla kullanabiliyorlar.

Kullanıcı deneyim laboratuvarımızdan, uzman arkadaşlarımızdan ve iç görü ekiplerimizden sürekli bu konudaki veriyi alıyor, ürünümüzde bu verileri girdi olarak kullanıyoruz.

Dolayısıyla bugün ürün geliştirme süreçlerimize, farklı yaşam kültürlerini anlayıp bunları teknolojiyle doğru şekilde buluşturabilmek önemli bir boyut olarak dahil oluyor.

Zülkani Durmuş: “Kullanıcı artık banyo alanında sadece hijyen ve temizlik beklemiyor; konfor, kontrol ve kişiselleştirme de beklentiler arasında yer alıyor.”

3. Bugün banyolar giderek daha fazla bir “yaşam alanı” olarak ele alınıyor. Sizce bu dönüşümün arkasındaki temel dinamikler neler? Kullanıcı banyodan artık ne bekliyor?

Zülkani Durmuş
: Banyoların “yaşam alanı”na dönüşmesinin arkasında birkaç temel dinamik var. Öncelikle pandemiyle birlikte ev içinde geçirilen sürenin artması, kullanıcıların banyoyu sadece işlevsel değil, rahatlatıcı ve kişisel bir alan olarak görmesine neden oldu. İkinci olarak, artan hijyen bilinci ve kişisel bakım odaklı yaşam tarzı, banyoyu gün içinde daha aktif kullanılan bir mekâna dönüştürdü. Ayrıca teknolojinin entegrasyonu ve akıllı ürünlerin yaygınlaşması da bu dönüşümü hızlandırdı. Bunun yanında akıllı telefonlar da banyoda geçirilen zamanın doğal bir parçası haline geldi. Telefonlarla bütünleşen akıllı banyo ürünlerinin artması, kullanıcı deneyimini daha kişisel, bağlantılı ve premium bir yapıya taşıdı.

Kullanıcı artık banyo alanında sadece hijyen ve temizlik beklemiyor; konfor, kontrol ve kişiselleştirme de beklentiler arasında. Ortamın sıcaklığı, aydınlatma, koku ve sessizlik gibi unsurlar deneyimin önemli bir parçası haline geliyor. V-Care gibi akıllı ürünler bu noktada banyoyu fonksiyonel bir alan olmaktan çıkarıp, kullanıcıya özel bir bakım ve rahatlama alanına dönüştürüyor. Özetle banyo, günlük rutinin zorunlu bir parçası olmaktan çıkıp, bilinçli olarak zaman geçirilen kişisel bir yaşam alanına evriliyor.

4. Bu değişimlerin ortasında inovasyon nasıl bir rol oynuyor? Eczacıbaşı Topluluğu’nun “yaşam alışkanlıklarını herkesin faydasına dönüştüren yeni çözümler” yaklaşımı bu alanda nasıl karşılık buluyor?

Batuhan Özdemir: Bu noktada yaklaşımımızı hep üç ana başlıkta değerlendiriyoruz. Sağlıklı yaşlanma (Healthy aging), iyi olma hali (wellbeing) ve akıllı teknolojiler (smart technologies).

Bu başlıklar aslında bir nevi bizim için artık dogma haline geldi. En büyük değerin, bu başlıkların kesişiminde insanların günlük yaşam alışkanlıklarını anlayıp bunları daha konforlu, güvenli ve sürdürülebilir deneyimlere dönüştürebilmekten doğduğuna inanıyoruz.

Özellikle günümüzde teknolojinin hızlı gelişimiyle kullanıcı beklentileri de çok hızlı değişiyor. Kullanıcılar onları anlayan, hayatlarını kolaylaştıran ve günlük rutinlerine doğal şekilde uyum sağlayan çözümler bekliyor. Bu nedenle inovasyonun merkezinde teknoloji kadar kullanıcı davranışını ve beklentilerini doğru okumak yer alıyor. “Yaşam alışkanlıklarını herkesin faydasına dönüştüren yeni çözümler” yaklaşımı tam da bu noktada güçlü bir karşılık buluyor.

İnovasyonun en önemli rolü, teknolojiyi görünmez hale getirebilmek bence. Kullanıcıların karmaşık bir teknolojiyle karşı karşıya olduğunu hissettirmeden, doğal ve akıcı bir deneyim yaşatabiliyorsak, aslında en başarılı inovasyonlardan biri gerçekleştirmiş oluyoruz.

Batuhan Özdemir: “İnovasyonun en önemli rolü, teknolojiyi görünmez hale getirebilmek.”

5. Bu içgörülerden yola çıktığınızda, V-Care serisinin çıkış noktası ne oldu? Hangi ihtiyaçlara cevap verme hedefiyle şekillendi?

Zülkani Durmuş: V-Care gibi akıllı klozetler uzun yıllardır piyasada mevcut olsa da kullanıcı beklentilerine paralel olarak sürekli gelişiyor. V-Care serisi ve benzeri akıllı klozet çözümleri Avrupa’da değişen hijyen alışkanlıkları ve kullanıcı beklentilerindeki dönüşümde önemli rol oynadı. Türkiye’de kullanıcılar taharetli ürünlere ve suyla temizlik alışkanlığına uzun yıllardır aşinayken, Avrupa’da kişisel hijyen çözümleri daha çok bide kültürü üzerinden gelişti ve farklı regülasyonlar ile kullanım standartları doğrultusunda şekillendi. Bu nedenle Türkiye’de yaygın olan çözümlerin Avrupa pazarına birebir aynı şekilde uyarlanması mümkün olmuyordu. Bu doğrultuda V-Care serisi ile benzeri akıllı klozet çözümleri Avrupa’da giderek artan hijyenik, bütünleşmiş ve kullanıcı dostu kişisel temizlik çözümleri ihtiyacına cevap verecek şekilde pazarda yer edindi.

V-Care 3 serisiyle birlikte ise hedef yalnızca temizlik sunmak değil; pandemi ile ortaya çıkan temassız kullanım ihtiyacı, kişisel kontrol ve konforu bir arada kullanıcı deneyimine dahil etmek oldu. Bu doğrultuda V-Care 3, klasik klozet deneyimini daha hijyenik, daha akıllı ve kullanıcıya özel hale getirecek şekilde geliştirildi.

Özellikle temassız fonksiyonlar, kişiselleştirilebilir yıkama ayarları ve kolay kullanım senaryoları ürünün temelini oluşturdu. V-Care 3 ile bu yaklaşım bir adım ileri taşınarak; mobil uygulama entegrasyonu, UV ile klozet temizliği, hijyenik droplast kapak ve kişiselleştirilebilir yıkama fonksiyonlarıyla kullanıcıya, hijyen üzerinde daha fazla kontrol imkânı sunuldu.

V-Care 3, VitrA bünyesindeki en kompleks ürünlerden biri olarak, proje boyunca farklı disiplinlerden ve kültürlerden ekiplerin birlikte çalışmasını gerektirdi. Çinli ürün geliştirme ortağımıza gerçekleştirdiğimiz ziyaret sırasında V-Care 3 için yakılan üç tütsü de projenin manevi tarafını simgeleyen özel bir anı oldu. Çinli iş ortaklarımız, tütsülerin arınma, huzur ve uyum getirdiğine inanıyordu. Biz de bu üç tütsünün; seramik, mekanik ve elektronik sistemlerin kusursuz uyumunu ve V-Care 3’ün kullanıcılarına huzurlu bir deneyim sunmasını temsil ettiğini düşünüyoruz.

Zülkani Durmuş: “V-Care 3’ün geliştirme süreci, farklı disiplinlerden ve kültürlerden ekiplerin yakın iş birliğiyle yürütüldü.”

6. V-Care ile banyodaki deneyimi nasıl yeniden tanımlıyorsunuz? Önümüzdeki dönemde bu alanda kullanıcıları nasıl bir dönüşüm bekliyor?

Batuhan Özdemir: V-Care ile banyodaki deneyimi daha hijyenik, daha kişiselleştirilebilir ve daha akıllı hâle getirmeyi hedefledik. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz mikro baloncuklu yıkama teknolojisiyle hijyen odaklı bir deneyim sunarken, kişisel yıkama programları sayesinde kullanıcıların kendi rutinlerini oluşturabilmelerini sağladık.

Bunun yanında otomatik taharet ucu yıkama ve ultraviyole temizlik gibi özelliklerle ürünün belirlenen gün ve saatlerde, akıllı ev sistemlerine benzer şekilde tamamen otomatik çalışabilmesini mümkün kıldık.

V-Care’de de gördüğümüz gibi; temassız kullanım senaryoları, kişiye özel ayarlar, akıllı sensörler ve kullanıcı alışkanlıklarına uyum sağlayan otomatik fonksiyonlar artık banyo deneyiminin temel parçaları hâline geliyor. Ancak önümüzdeki dönemde dönüşümün yalnızca konfor ve kişiselleştirme tarafıyla sınırlı kalmayacağını düşünüyoruz.

Özellikle sağlık teknolojileriyle entegrasyon, bu alanın en önemli gelişim başlıklarından biri olacak. Çünkü banyolar, insanların gün içinde en düzenli ve doğal rutinlerine sahip olduğu alanlardan biri. Bu da sağlık verilerinin kullanıcıyı yormadan, pasif şekilde takip edilebilmesi açısından önemli bir potansiyel sunuyor. Nitekim mevcut durumda idrar veya dışkı tahlili yapan ürünlerin günbegün pazarlarda yerini bulduğunu görüyoruz.

Diğer yandan, akıllı ev asistanlarının ve üretken yapay zekânın gündelik hayatın bir parçası hâline gelmesiyle birlikte akıllı banyo çözümlerinin rolünün de giderek büyüyeceğini düşünüyoruz. Elbette bu dönüşümde veri güvenliği ve kullanıcı mahremiyeti kritik önem taşıyor. Kullanıcıların bu teknolojilere güven duyması, yaygınlaşmanın en önemli koşullarından biri olacak.

Kısacası önümüzdeki dönemde banyoların; sağlık verilerini analiz edebilen, kullanıcı alışkanlıklarını anlayarak kişiselleştirilmiş deneyimler ve öneriler sunabilen akıllı yaşam alanlarına dönüşeceğini düşünüyoruz.