Yapay zekâ artık dünyanın en büyük sorunlarına çözüm arayışlarında rol oynuyor. İklim krizinden toplumsal eşitsizliklere kadar küresel meydan okumalar karşısında teknolojinin nasıl dönüştürücü bir güç olabileceğini Yaşam Blog için Vector Institute’ta Profesyonel Gelişim Direktörü ve Uygulamalı Yapay Zekâ Endüstri Programları Tasarım Lideri olarak görev yapan, aynı zamanda Global AI Alliance for Climate Action Programı’nda Etki ve Sürdürülebilirlik Lideri Dr. Sedef Akınlı Koçak ve Başlangıç Noktası Kurucu Ortağı ve Global AI Alliance for Climate Action Programı’nın Proje Lideri Ceren Zeytinoğlu Atıcı ile konuştuk.
Türkiye Bilişim Vakfı (TBV): Türkiye Bilişim Vakfı (TBV), Eczacıbaşı Topluluğu’nun kurucu üyeleri arasında yer aldığı, başkanlığını Faruk Eczacıbaşı’nın yürüttüğü, kamu yararına bir oluşum. 1995 yılında Türkiye’nin bilgi toplumuna dönüşümünü hızlandırma amacıyla kurulan TBV, dijitalleşme, yapay zekâ, siber güvenlik ve sürdürülebilir inovasyon gibi alanlarda çalışmalar gerçekleştiriyor; özel sektör, kamu ve akademi arasında köprü kurarak Türkiye’nin dijital geleceğini şekillendirecek politika, proje ve iş birliklerinin gelişimine katkı sunuyor.
Başlangıç Noktası (Be Node), Eczacıbaşı Topluluğu’nun kurucu sponsor olduğu Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) çatısı altında teknoloji odaklı çözümleri sosyal ve çevresel sorunlarla buluşturmayı amaçlayan yeni nesil bir inisiyatif.
Vector Institute, yapay zekayı geliştirmeye, makine öğrenimi ve derin öğrenmede mükemmelliğe ulaşmaya adanmış bağımsız, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş. Vector'ün vizyonu, ekonomik büyümeyi teşvik etmek ve Kanadalıların yaşamlarını iyileştirmek için Kanada'da yapay zekâ bilgisi, yaratımı ve kullanımında mükemmelliği ve liderliği sağlamak. Vector, Ontario Hükümeti, Kanada Hükümeti ve Kanada genelindeki endüstri sponsorları tarafından finanse ediliyor.
İki kurumun ortaklığında yürütülen Global AI Alliance for Climate Action projesi, yapay zekâyı iklim çözümleri için dönüştürücü bir araç haline getirmeyi amaçlıyor.
Yapay zekâyı iklim değişikliği, sağlık ve eşitsizlik gibi karmaşık ve küresel sorunları çözme potansiyeline sahip olarak görüyoruz. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi ve fark yaratabilmesi için sizin görüşünüze göre hangi koşulların, iş birliklerinin ve yaklaşımların sağlanması gerekiyor?
Dr. Sedef Akınlı Koçak:
Yapay zekâ, özellikle iklim değişikliği, sağlık, enerji verimliliği ve toplumsal eşitsizlik gibi karmaşık ve küresel sorunlara çözüm üretme potansiyeline sahip. Bu sorunların ortak noktası, hiçbirinin tek bir strateji, kurum ya da çerçeveyle çözülemeyecek olması. Bu nedenle “karmaşık problemler” olarak tanımlanıyorlar. Biz de yeni teknolojilerle bu problemler nasıl çözülebilir, bunu araştırıyoruz.
Yapay zekâ, disiplinler ve sektörler arası veri geçişlerini ve bilgi akışlarını bir araya getirerek riskleri öngörmemize, kaynakları optimize etmemize ve daha şeffaf, kapsayıcı çözümler geliştirmemize imkân tanıyor. Ama bu potansiyelin açığa çıkabilmesi için bazı koşullar var. Yalnızca teknik yeterlilik değil, aynı zamanda ekosistem düzeyinde bir hazırlık gerekiyor. Bu potansiyelin hayata geçebilmesi için dört temel unsurun bir arada olması önemli.
İlk olarak, açık ve şeffaf bir veri ekosistemi oluşturulmalı. Bu tür bir yapı, farklı ülkeler ve kurumlar arasında veri paylaşımının güvenli ve sorumlu biçimde gerçekleşmesini mümkün kılıyor. Örneğin, Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi'nin geliştirdiği çok uluslu veri paylaşım modeli, yangınların çıkış zamanlarını ve etkilerini öngörmede oldukça başarılı oldu. Aynı şekilde, COVID döneminde aşıların hızla geliştirilebilmesi, dünya genelindeki açık veri paylaşımının bir sonucuydu. Dolayısıyla yalnızca veriye sahip olmak değil, o veriyi etkili ve kolektif bir şekilde kullanabilmek kritik bir gereklilik.
İkinci olarak, güçlü bir hesaplama altyapısına ihtiyaç var. Elinizde ne kadar değerli veri olursa olsun, onu işleyip anlamlı modellere dönüştürecek altyapı yoksa, bu potansiyel ortaya çıkamaz. Yüksek hesaplama kapasitesine sahip sistemler, güvenli veri merkezleri ve bulut teknolojileri gibi yapılar bu noktada devreye giriyor. Ayrıca, bu altyapının sadece bazı bölgelerde değil, daha geniş coğrafi alanlara yayılması da çok önemli.
Üçüncü unsur ise, etik ve sorumlu yapay zekâ tasarımı. Teknolojik performans kadar, bu teknolojilerin adil, kapsayıcı ve insan odaklı olup olmadığını da sorgulamalıyız. Yapay zekâ modellerinin geliştirme sürecinde, baştan sona etik ilkelerin gözetilmesi gerekiyor. Sadece sonuçlara değil, tasarımın her aşamasına sorumluluk bilinciyle yaklaşmak; yanlılığı azaltmak, faydayı çoğaltmak açısından hayati önemde.
Son olarak, güçlü bir yönetişim yapısı ve küresel iş birlikleri olmazsa olmaz. Yapay zekânın etkisi, yalnızca özel şirketlerin çıkarına hizmet ettiği sürece sınırlı kalır. Oysa bu teknolojilerin toplumsal faydaya yönelmesi için kamu kurumlarının, sivil toplumun ve akademinin sürece aktif katılım göstermesi gerekiyor. Bu da ancak çok paydaşlı ve kapsayıcı bir yönetişim anlayışıyla mümkün olabilir.
Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, yapay zekâ yalnızca teknolojik bir araç değil, aynı zamanda insanlık yararı için dönüştürücü bir güç haline gelebilir.
Ceren Zeytinoğlu Atıcı:
Şu anda belki de insanlık tarihinin en büyük yarışlarından biri yaşanıyor. ABD ve Çin, “Yapay Genel Zekâ” (AGI) geliştirme hedefinde büyük bir rekabet içinde. Bu yarışta, iş dünyası da önemli bir aktör olmak istiyor.
Ancak bu rekabetin yanında, iklim krizi ve toplumsal eşitsizlikler gibi insanlığı ileriye taşıyabilecek alanlara yatırım yapılması büyük önem taşıyor. İş insanlarının bu alanlara kaynak ayırması, mühendisler ve yapay zekâ uzmanlarının da bu konularda çalışma fırsatı ve motivasyonu bulmasına yardımcı oluyor. Örneğin Faruk Eczacıbaşı’nın Başlangıç Noktası ve Vector Institute iş birliğiyle gerçekleştirdiğimiz Kanada’daki Global AI Alliance for Climate Action projesini desteklemesi, iş dünyasının yönlendirme gücünün ne kadar etkili olabileceğinin somut bir örneği. Pek çok farklı alana yatırım yapılabilecekken, iklim odaklı bir çaba gösterilmesi, yapay zekânın toplumsal faydaya yönelmesi açısından çok değerli.
İklim krizi hem küresel iş birliğinin hem de yapay zekânın toplumsal etkisini ortaya koyma kapasitesinin en zor testlerinden biri. Bu noktada Vector Institute ve Başlangıç Noktası iş birliğinde yürütülen Global AI Alliance for Climate Action projesinden bahsedebilir misiniz? Öncelikle birbirinizi nasıl buldunuz?
Ceren Zeytinoğlu Atıcı:
Sedef Hanım’la tanışma hikâyemiz çok tesadüfi. Kolombiya’da bir dağa tırmanırken Kanadalı Caroline Wesley ile tanıştım. Daha sonra Toronto’ya geldiğimizde Caroline ile buluştuk. Caroline daha önce Citizen Lab’de çalışmış, buluştuğumuz sırada ise Vector Institute’ta çalışmaya başlamıştı. Vector Institute’ün çalışmalarından çok etkilendim. Kâr amacı gütmeyen bir yapay zekâ araştırma merkezi nasıl olabilir diye merak ettim ve araştırmaya başladım. Daha sonra Caroline, “Vector Institute’ta Türk bir kadın lider var” dedi ve beni Sedef Hanım ile tanıştırdı.
Sedef Hanım da projeyle ilgilendi ve ilk buluşmamızda kendisine Başlangıç Noktası’nın bakış açısından, Faruk Eczacıbaşı’nın bize her zaman bahsettiği prensiplerden, teknolojiyi nasıl gördüğümüzden ve bu alanda uluslararası projeler yapmak istediğimizden bahsettim.
Birbirimizi tanımak için birkaç kez bir araya geldik. Faruk Bey, Başlangıç Noktası ekibi ve Yönetim Kurulu’muzun diğer üyeleriyle bir araya geldik. Birbirimizi anlamak için zaman harcadık. Sonrasında da birlikte bir proje başvurusu, bir proje taslağı oluşturduk.
Dr. Sedef Akınlı Koçak:
Biz Vector Institute’ta 2019 yılından bu yana aralarında sürdürülebilirlik ve iklim krizinin olduğu sorunlara yapay zekâ ile çok amaçlı, endüstriye yönelik projeler üzerinde çalışıyoruz. Partnerlerimizle yaptığımız enerji ve iklim odaklı endüstri projelerinin amacı, bu alanda örnek başarı hikayelerini artırıp daha çok farkındalık yaratmaya odaklıydı. Tam o sırada Ceren’in bize ulaşması önemli bir dönüm noktası oldu.
Başlangıç Noktası ile Türkiye’deki bir sivil toplum inisiyatifinin bir global ağa nasıl açılabileceğini fark ettik. Proje hazırlık aşamasından sonra, hayata geçene kadar geçen yaklaşık on aylık süreçte güvenin ne kadar önemli olduğunu gördük. Çünkü bizim gibi kâr amacı gütmeyen kurumların bütçeleri çoğunlukla hükümetlerden geliyor ve ciddi sorumluluklarımız var. Dolayısıyla iş birliğine başlamadan önce bu güvenin kurulması gerekiyordu.
Ceren’in vizyonu, Faruk Bey’in desteği ve diğer proje liderlerinin katkısıyla önce küçük bir pilot başlattık. Üç yıllık bir proje planlıyorduk ama önce bir yıllık bir pilot yapmaya ve öğrendiklerimizle ilerlemeye karar verdik. Bu süreç bize güvenin, vizyon ortaklığının ve zaman ayırmanın ne kadar kritik olduğunu gösterdi.
Bir de iklim odaklı çok sayıda STK olduğunu ancak yapay zekâ teknolojilerine erişimlerinin hiç de kolay olmadığını gördük. Burada Başlangıç Noktası’nın ağı ve vizyonu bize büyük bir motivasyon sağladı. Çünkü biz teknik bilgiye sahiptik, onlar ise doğru paydaşları bulma ve küresel bağlantıları kurma konusunda güçlüydü. Böylece iki tarafın kaynaklarını bir araya getirdik.
Ceren Zeytinoğlu Atıcı:
Son olarak şunu ekleyebilirim. Vector, bünyesinde 860’ın üzerinde yapay zeka araştırmacısı barındıran çok önemli bir kurum. Büyük bir potansiyeli vardı ama uluslararası bağlantılar kurmak için vakti yoktu. Biz onları doğru iklim partnerleriyle bir araya getirme teklifiyle geldik. Vector de bizim ulaşamayacağımız teknik network’ü getirdi. Böylelikle, iki taraf da normalde bir araya gelmeyecek iki farklı ağı buluşturdu.
Bizi bir araya getiren şey yalnızca kurumsal fayda değil, liderler arasında kurulan güven oldu. Acele etmemek, birbirimizi tanımaya, anlamaya zaman ayırmak, uzun vadeli bir iş birliği kurmak için doğru bir yoldu.
Bu iş birliği yola çıkarken nasıl bir vizyonla şekillendi? Proje ikinci yılına girerken ne gibi çıktılar elde ettiniz, hangi hedeflere yöneliyorsunuz? Ayrıca çok paydaşlı bu model başka kurumlara ne gibi ilhamlar verebilir?
Ceren Zeytinoğlu Atıcı:
Biz, iklim teknolojilerinin önümüzdeki yıllarda çok daha büyük bir önem kazanacağına inanıyoruz. Yapay zekâ tabanlı çözümler, yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik alanlarda da kritik hale geliyor. Bu gelişmelerin siyasetten bağımsız bir yönü var; çünkü bu teknolojilere ihtiyacımız olacak. Huzur ve refah içinde yaşayabilmek için yapay zekânın sunduğu imkânları toplumsal faydaya yönlendirmemiz şart.
Bizim çıkış noktamız, bu dönüşüm için bir inkübasyon alanı yaratmaktı. En iyi mühendislerle en iyi iklim uzmanlarını aynı masada buluşturup birlikte üretmelerini sağlamak…Çünkü bu iki grup, genellikle ayrı ekosistemlerde çalışıyor. Aralarında ortak bir bağ kurmak kolay değil. Biz bu bağı kurabilecek bir alan açmak istedik.
İkinci yıla girerken fon desteği de bulduk ve projemiz devam ediyor. Belki yöntem değişebilir ama vizyonumuz aynı. Yapay zekânın iklim krizine uyum ve çözüm üretme kapasitesi her geçen yıl artacak. Hem Başlangıç Noktası hem de Vector, bu alanda liderlik etmek istiyor. Zaten bizi bir araya getiren de bu ortak vizyondu.
Dr. Sedef Akınlı Koçak:
Ben bu soruya iki açıdan yaklaşmak isterim. Öncelikle, bizim için en kritik önceliklerden biri iklim odaklı STK’larla veri paylaşımının sağlanmasıydı. Bu sayede araştırmacılarımız, daha önce erişemedikleri yerel veri setlerine ulaşabildiler. STK’lar yerel düzeyde çok güçlü. Teknik uzmanlar ise modelleme ve analiz konusunda. Bu iki gücü birleştirdiğinizde, ortaya gerçekten etkili ve veri temelli çözümler çıkabiliyor.
Veriler genellikle açık kaynaklı olmasa da, güven ilişkisi içinde iş birliğiyle kullanılabiliyor. Bu da projeyi daha kapsayıcı hâle getiriyor.
İkinci ayağı ise bu ortaklıklar sonucu ortaya çıkan modellerin, açık kaynaklı şekilde paylaşılmasıydı. Yani yalnızca veri değil, çözüm modelleri de erişilebilir olmalıydı. Böylece başka araştırmacılar, başka coğrafyalarda bu modelleri kullanarak yeni çözümler geliştirebilir. Sonuçta farklı disiplinleri bir araya getirip, iklim krizine veri odaklı, ölçeklenebilir çözümler üretmek ortak hedefimizdi.
Bir senenin sonunda ne gördünüz? Model işledi mi, somut kazanımlar ve karşılaşılan zorluklar neler oldu?
Dr. Sedef Akınlı Koçak:
İlk yıldaki en büyük başarımız, farklı disiplinleri bir araya getiren bir yapı kurabilmekti. Yapay zekâ araştırmacılarıyla iklim STK’larını aynı projelerde buluşturmayı başardık. Bunun için önce dünyadaki iklim odaklı sivil toplum kuruluşlarının bir network analizini yaptık. Kim kiminle çalışıyor, veri setlerine erişimleri var mı gibi sorulara yanıt aradık. Bu analiz, aslında büyük bir boşluğu ortaya çıkardı: STK’ların çoğu teknolojiyle çalışmıyor ya da teknolojiye erişemiyor.
Bu analizden sonra açık çağrıya çıktık ve başvurular arasında daha önce yapay zekâ ya da veriyle çalışmış olan STK’ları filtreledik. Onları teknik uzmanlarla eşleştirdik. İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz bir çalıştay ve sempozyumda bu eşleşmeleri tanıttık ve üç pilot proje belirledik.
Projelerden biri hızla ilerleyip prototip aşamasına geldi. İkincisi veri beklediği için biraz yavaşladı. Ama en önemlisi, projeye dahil olan hiçbir STK süreçten kopmadı. Hepsi çalışmalara aktif olarak katkı sundu. Bu da bizim için ciddi bir başarıydı.
Ceren Zeytinoğlu Atıcı:
Özellikle İstanbul’da gerçekleştirilen AI for Climate Summit etkinliği çok etkileyiciydi. Faruk Bey’in ev sahipliği yaptığı bu etkinlikte, yatırımcıdan proje yöneticisine kadar herkesin bu işe hem profesyonel hem kişisel olarak ne kadar inandığını gördük.
Açıkçası, yapay zekâ uzmanlarından bu kadar yüksek bir ilgi beklemiyorduk. Gelen çok sayıda başvuru, teknik uzmanların da iklim alanında çalışmaya istekli olduğunu gösterdi. Bu bizim için çok değerli bir içgörüydü.
Ayrıca bu proje yalnızca bir defalık bir girişim olarak görülmüyor. Hepimiz, şekil değiştirerek farklı alanlara yayılabilecek bir iş birliği modeli kurmak istiyoruz.
Dr. Sedef Akınlı Koçak:
Bu noktada Faruk Bey’in desteğini özellikle vurgulamak isterim. Detaylara müdahale etmeden süreci çok yakından takip etti. Hem İstanbul’daki etkinliğe hem de Toronto’daki görüşmelere katıldı. Bu tür liderlik, iki ekosistemin güvenle birleşmesi açısından çok önemliydi.
Zorluklar kısmına gelirsek, en büyük zorluklardan biri veri setlerinin kalitesi oldu. Veriler genellikle dağınıktı, yeterince temiz ya da çeşitli değildi. Bu da gösterdi ki yalnızca veriye sahip olmak yetmiyor; nitelikli ve anlamlandırılabilir veri gerekiyor.
Bir diğer zorluk, araştırmacılarla STK’lar arasında ortak bir dil bulmak oldu. Teknik uzmanlar daha veri odaklı düşünürken, STK’lar saha deneyimiyle hareket ediyor. İletişimi kolaylaştıracak bir “çevirmen” rolüne ihtiyaç olduğunu fark ettik. Belki baştan böyle bir koordinatör tanımlanmış olsaydı, süreç daha da verimli olabilirdi.
Projenin ikinci yılında yeni ortaklıklar ya da yöntem değişiklikleri oldu mu?
Ceren Zeytinoğlu Atıcı:
İkinci yıla girerken birçok farklı fonla görüşmeler yaptık. Bu sırada, hiç beklemediğimiz bir yerden, çok heyecan verici bir gelişme oldu. Kanadalı yer bilimci Barbara Sherwood Lollar ile yolumuz kesişti. Kendisi, yer altı suları üzerine çalışmalarıyla tanınıyor ve CIFAR Earth 4D programının kurucusu. Projeyi kendisine anlattığımızda çok etkilendi ve kendisinin bir iklim araştırmacısı olduğunu ancak yapay zekâ uzmanlarına ulaşmakta zorlandığını belirtti. Bizim bu köprüyü kurduğumuzdan bu sebeple zaman ve kaynak ayırmak istediğini belirtti.
Böylece, ilk yılda eksikliğini hissettiğimiz “subject matter expert” yani derin konu uzmanlarını projeye dahil etme şansını bulduk. Barbara’nın yönlendireceği araştırmacılar, kendi alanlarındaki çalışmalarla projeyi zenginleştirecek. Biz de yapay zekâ uzmanlarını bu çalışmalara entegre edeceğiz. Bu iş birliği sayesinde, ikinci yıl için çok daha net bir metodolojiyle, daha hedef odaklı ilerleme şansı bulduk.
Yapay zekânın gerçek dünya problemlerine dokunduğu örnekler, teknolojinin toplumsal etkisini anlamak açısından çok değerli. Sizi en çok etkileyen, somut çözümler üreten yapay zekâ projelerinden birkaç örnek paylaşabilir misiniz?
Dr. Sedef Akınlı Koçak:
İklim alanında geliştirilen ve bizi en çok heyecanlandıran projelerden biri, Vector Institute bünyesinde oluşturduğumuz açık kaynaklı SegMate adlı yapay zekâ platformu. Bu, platform Vector ve sponsorlarından olan BMO ve TELUS'un yanı sıra diğer ortaklarla iş birliği içinde geliştirilen açık kaynaklı bir yapay zekâ araç setidir. Platform bilgisayar görüşü tekniklerini iklim krizine uyarlamak ve ormansızlaşma, tarım arazisi kullanımı, okyanus ve kıyı suları ile doğal afetlere verilen tepkilerdeki çevresel değişiklikleri izleyerek çözümler üretmek üzere tasarlanmıştır. Meta’nın Segment Anything Model (SAM) altyapısı üzerine kurulu olan SegMate, orman yangını riski tahmini, tarımsal alanların takibi, su yolları ve habitat değişimlerinin analizi gibi farklı kullanım alanlarını destekleyecek şekilde genişletildi.
SegMate sayesinde uydu görüntülerinden bitki örtüsü ve arazi değişimlerini izleyerek iklim riskleri önceden saptanabiliyor, bu da erken uyarı sistemleri ve sürdürülebilirlik stratejileri için güçlü bir veri altyapısı sunuyor.
Bir diğer örnek, Kanada merkezli telekomünikasyon şirketi TELUS ile yürüttüğümüz uzun soluklu iş birliği. Bu projede, veri merkezlerinin enerji tüketimini azaltmak amacıyla Enerji Optimizasyon Sistemi (Energy Optimization System - EOS) geliştirildi. Model tabanlı pekiştirmeli öğrenme (MBRL) yöntemine dayanan sistem, ısıtma, havalandırma ve soğutma ayarlarını gerçek zamanlı olarak optimize ederek yıllık elektrik tüketiminde yaklaşık %12 tasarruf sağlıyor. Bu çözüm aynı zamanda TELUS’un ilk açık kaynaklı yapay zekâ projesi olma özelliğini taşıyor.
Bizim için bu projelerin en kritik tarafı, yalnızca çözüm üretmek değil, açık kaynaklı sistemlerle başkalarının da bu çözümlerden faydalanabilmesini sağlamak. Araçların erişilebilir olması, teknolojinin toplumsal ve çevresel faydaya yönelmesi açısından büyük önem taşıyor.
Ceren Zeytinoğlu Atıcı:
Sedef Hanım çok güzel örnekler verdi. Ben de yapay zekânın eğitimin demokratikleşmesi konusunda çok büyük bir potansiyeli olduğuna inanıyorum. Türkiye’den bir girişimci olan Eren Bali’nin kurduğu Udemy bunun en iyi örneklerinden. Normalde bu içeriklere ulaşamayacak, dünyanın farklı ve bağlantısız bölgelerinde yaşayan insanların da eğitim içeriklerine, mentor ağlarına ulaşmasını sağlıyor. Yapay zekâ, sadece iklim alanında değil, eğitimde de çok büyük bir fırsat sunuyor.
Vector’deki görevinizde iş gücü gelişimi ve uygulamalı yapay zekâ endüstri projelerinden de sorumlusunuz. Teknoloji dışında çalışan profesyonellerin, yapay zekâ çağında geri kalmamaları ve bu dönüşüme katkıda bulunmaları için hangi becerileri geliştirmeleri gerekiyor?
Dr. Sedef Akınlı Koçak:
Vector’daki görevimde hem iş gücü gelişimi hem de uygulamalı yapay zekâ endüstri projeleri üzerinde çalışırken, şunu çok net görüyorum: Yapay zekâ artık sadece teknoloji ekiplerinin değil, tüm profesyonellerin iş yapış biçimini dönüştürüyor. Bu dönüşümde teknoloji dışındaki alanlarda çalışanların hem geri kalmaması hem de çözümlere aktif katkı sağlayabilmesi için yeni beceriler geliştirmesi kritik.
Özellikle üç ana beceri grubu öne çıkıyor:
Birincisi AI Literacy yani AI bilgisi ve AI okuryazarlığı. Yapay zekânın ne olduğunu, nasıl çalıştığını ve hangi sorunları çözebileceğini anlamak çok önemli. Profesyonellerin mutlaka AI’nın temel kavramları, model türleri, veri işleme mantığı ve etik etkileri hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor. Bu, geliştirici olmalarını değil, AI’yı doğru sorular sorarak, bilinçli şekilde kullanabilmelerini sağlıyor.
İkincisi veri farkındalığı ve disiplinler arası problem çözme. AI sistemlerinin temeli veri olduğundan, teknoloji dışı profesyonellerin veri okuryazarlığı kazanması çok değerli. Verinin nereden geldiğini, nasıl işlendiğini, hangi önyargıları taşıyabileceğini anlamak gerekiyor. Ayrıca, disiplinler arası bakış açısı çok önemli: Pazarlamadan sağlığa, finansal sistemlerden sürdürülebilirlik projelerine kadar, AI’nın etkisi sektörler arası iş birliği ile ortaya çıkıyor.
Üçüncüsü de eleştirel düşünme, etik farkındalık ve yönetişim. Yapay zekâ kararları sadece teknik doğrulukla değil, etik, hukuki ve toplumsal etkilerle de değerlendirilmek zorunda. Profesyonellerin, AI sistemlerinin şeffaflığı, hesap verebilirliği ve kapsayıcılığı konusunda bilinçli olmaları kritik. Vector’da yaptığımız çalışmalarda görüyoruz ki, en etkili AI çözümleri teknik uzmanlarla hukukçuların, politika yapıcıların, sosyologların ve iklim STK’larının birlikte çalıştığı çok paydaşlı modellerde ortaya çıkıyor.
Nereden başlanacağına gelirsek, teknoloji dışındaki profesyonellere üç tavsiyem var:
· AI okuryazarlığı eğitimleri ve mikro sertifika programlarına katılmak
· Disiplinler arası iş birliklerine dahil olmak, örneğin uygulamalı endüstri projeleri, hackathon’lar ve açık veri girişimleri
· Küresel AI topluluklarında aktif olmak, çünkü uluslararası deneyim ve bilgi paylaşımı bu dönüşümde hız kazandırıyor
Biz Vector Institute’ta, bu dönüşümü hızlandırmak için endüstri liderleriyle, kamu kurumlarıyla ve sivil toplumla birlikte hem uygulamalı AI projeleri geliştiriyor hem de iş gücü yeniden beceri kazandırma programlarıtasarlıyoruz. Amacımız, teknolojiyi yalnızca geliştirmek değil; aynı zamanda, onu anlamlı, kapsayıcı ve toplumsal fayda odaklı hale getirmek.
Teknoloji uzmanı olmayan sivil toplum aktörleri, yapay zekâyı anlamak ve katkı sunmak için nasıl bir okuryazarlık geliştirebilir? AI’nın dar bir kesimin alanı olmaması için neler yapılabilir?
Ceren Zeytinoğlu Atıcı:
Biz bunu Başlangıç Noktası bünyesinde eğitimlerle, mentorlerle ve psikososyal aktörlerle yapmaya çalışıyoruz. Yapay zekâ çağında bu teknolojiyi teknik olarak anlamak ve ondan maksimum verim elde etmek elbette çok önemli. Ama aynı zamanda yapay zekânın yapamayacağı ve insanların en iyi şekilde ortaya koyabileceği becerilere yatırım yapmak da kritik.
Biz bu becerileri üç kategoride sınıflandırıyoruz. İlki, güçlü ağlar ve bağlar kurmak. İkincisi, sessizliğin gücünü keşfetmek. Zihnin kendini yenilemesine ve yaratıcılığın gelişmesine izin vermek gerekiyor. Sürekli algoritmalar içinde, ekran başında kaldığımızda yaratıcılığımızı ve kendimizi ifade etme becerimizi kısıtlayabiliyoruz. Üçüncüsü ise sürekli adapte olmak. İnsanlık yüzyıllar boyunca çok yavaş bir büyüme hızına sahipti. Bugün ise her ay, verilerde ya da ekonomik büyümede çift haneli rakamlarla ilerliyoruz. Bu hız, hepimiz için sürekli uyum sağlama zorunluluğunu beraberinde getiriyor.
Ayrıca teknik ağlar ile insani ağlar arasında köprü kurabilen, yapay zekâ ile insan iş birliğini ve iletişimini sağlayan uzmanların da bu ekonomide her zaman değerli olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla evet, gençleri ve çocukları yapay zekâyı kullanma konusunda eğitmek çok önemli. Ama aynı zamanda onlara liderlik özellikleri, iletişim becerileri ve takımları etkili bir şekilde yönetme yetkinlikleri kazandırmak da en az bunun kadar kritik. Başlangıç Noktası gibi sivil toplum örgütlerinin bu konuda çok büyük bir rolü olduğuna inanıyorum.
Türkiye’nin yapay zekâ ekosistemini küresel ölçekte nasıl değerlendiriyorsunuz? Oradan bakınca Türkiye nasıl görünüyor?
Ceren Zeytinoğlu Atıcı:
Türkiye’nin en büyük şansı ve aynı zamanda en büyük gücü genç nüfusu. 15 milyon gençten bahsediyoruz ve bu, gerçekten çok büyük bir potansiyel demek. Dolayısıyla bu gençlerin çok büyük bir kısmını bu teknolojik kırılıma hazırlamamız gerekiyor.
Ama bu sadece üniversitelerin ya da eğitim kurumlarının yapabileceği bir şey değil. Başlangıç Noktası gibi sivil toplum örgütlerinin de bu süreçte çok kritik bir rol oynadığına inanıyorum. Çünkü artık ağlar, networkler her zamankinden daha önemli. Elazığ’daki bir genci, İstanbul’daki teknoloji ekosistemine bağlayabilmek gerekiyor. Başlangıç Noktası’nın fonksiyonu da tam olarak bu aslında: Türkiye’nin dört bir yanındaki gençleri bulup bu ekosisteme entegre etmek.
Türkiye, genç nüfusuyla ve coğrafi konumuyla her zaman dünyadan haberdar bir ülke olacak. Bu da uluslararası projeler için ciddi bir değer yaratıyor. Örneğin Kanada’daki kurumlarla yaptığımız projelerde Türkiye’nin o “köprü” rolü gerçekten çok önemliydi.
Diğer yandan Türkiye, kendi büyük dil modellerini ve yapay zekâ çözümlerini üretmeye başladı. Bu alandaki gelişmeleri oldukça olumlu buluyorum. Türkiye’nin kırılım teknolojilerinde liderlik edebilecek kurumları var ve bizlerin görevi, bu teknolojilerin etkilerinin ve faydalarının toplumun farklı kesimlerine ulaşmasını sağlamak.
Ama bir yandan da Türkiye, aynı zamanda kuraklık kuşağında yer alıyor. Bu nedenle teknolojileri çok daha hızlı bir şekilde adapte etmesi gerekiyor. Hedefimiz, projelerin inkübasyon süreci tamamlandığında bu çözümlerin Türkiye’de uygulanmasına katkı sağlamak. Türkiye Bilişim Vakfı ve Başlangıç Noktası olarak bu rolü üstlenmeye kararlıyız.
Dr. Sedef Akınlı Koçak:
Türkiye’nin yapay zekâ ekosistemi son yıllarda dikkat çekici bir ivme kazandı. Özellikle kamunun stratejik yönlendirmesi, gelişen girişimcilik kültürü ve genç araştırmacı potansiyeli önemli avantajlar oluşturuyor. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi ile belirlenen hedefler örneğin nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesi, açık veri ekosisteminin güçlendirilmesi ve Ar-Ge yatırımlarının artırılması doğru yönde atılmış adımlar.
Bu çerçevede, Türkiye'nin 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi, yetenek çekme, yerel model geliştirme, etik standartların oluşturulması ve KOBİ’lerin desteklenmesi alanlarında ülkenin yapay zekâ gelişimi için sağlam bir temel oluşturuyor. Bu temel, Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Yasası ile uyumlu olan ve risk temelli bir düzenleme yaklaşımını benimseyen 2/2235 sayılı Yapay Zekâ Yasa Tasarısının yürürlüğe girmesiyle daha da güçlenmiştir.
Türkiye, yapay zekâyı etik ilkeler doğrultusunda ve toplum yararına yönetmeyi hedefleyerek çok paydaşlı (multistakeholder) bir yönetişim yaklaşımının benimsenmesi büyük önem taşır. Kamu kurumlarının yanı sıra akademi, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve vatandaş girişimleri sürece dâhil edilerek, yapay zekâ politikaları daha kapsayıcı, şeffaf ve hesap verebilir hâle getirilebilir. Bu katılım, etik yapay zekâ çalışmalarını güçlendirmenin yanı sıra bölgesel iş birliğini teşvik eder, sürdürülebilir kalkınmayı destekler ve Türkiye’nin küresel AI yönetişimi arenasındaki etkinliğini artirabilir.
Üniversiteler ve araştırma merkezleri, özellikle uygulamalı araştırma ve inovasyon odaklı projelerde girişimlerle iş birliği yaparak bu dönüşümün merkezinde yer alabilir.